Çorumlu Akvaristler

Çorumlu Akvaristler Çorum ve çevresindeki akvaristleri bir çatı altında toplayıp bilgi paylaşımı ve akvaryum malzemesi, canlıları alım-satım-takas imkanı sunmak.

01/02/2015
:)
24/01/2015

:)

23/01/2015

Akvaryum ve Su Bakımı
Balıklar göz alıcı bir çeşitlilik gösteren doğal ortamlarda yaşar. Hiç abartısız yüz milyonlarca yıldır evrim geçirerek belli çevresel koşullara uyum göstermeyi başarmış ve kendilerine uygun bir yer edinmişlerdir. Suyun farklı derinlik ve akışkanlıklarına göre yanlızca vücut şekillerine değil, farklı sıcaklık ve birbirlerinden apayrı su kimyasalları nedeniyle temel organlarına da en uyugun biçimi kazanmışlardır. Balıkların akvaryumda sorunsuzca barınabilmesi için su asiditesi, alkalinite, mineral içerik, amonyum, nitrat, ve nitrit seviyelerinin yanı sıra su sıcaklığı, ışıklandırma tipi ve yoğunluğu ile bitki büyümesi gibi faktörleri de kontrol etmelisiniz. Balık beslemek onları sağlıklı tutmak sorumluluğunuda gerektirir, bu da yanlızca para değil, zamanda ayırmak anlamına gelir.



Su Kimyası

Balık beslemek için uygun su, gaz, katı ve pek çok farklı organizmadan oluşan karmaşık bir "çorba" dır. Bu bileşenlerin birleşimi ve oranı ile asidite, sertlik, tuzluluk ve akvaryumunuzda bakmak istediğiniz balıklara vereceğiniz azot gibi unsurlara ilişkin nihai seviyeler onların uzun dönem sağlığı açısından çok önemlidir.

Bu nedenle akvaryumunuzun kimyasını düzenlemek için öncelikle akvaryum tasarımınızı uygun temel malzeme ile yapmanız gerekir. (Bakınız) Ancak bundan sonra su kimyasını düzenli bir şekilde gözlemleyerek sorunları önceden görüp düzeltebilirsiniz. Bu şekilde balıklar ve diğer akvaryum canlıları herhangi bir huzursuzlukla karşı karşıya kalmayacaktır.

Tatlı Suyun Hazırlanması

Akvaryumda en çok kullanılan tatlı su kaynakları, yağmur suyu ve çeşme suyudur.Çeşme suyu, kolay elde edilebildiği için birçok kişi tarafından tercih edilir. Yağmur suyu doğal ve iyi bir seçenek gibi görünsede atmosferik kirlenme ve özellikle asit yağmurlarına bağlı olarak bazı alanlarda kullanımı risklidir.

Yine de, çeşme suyuyla bütün sorunlardan kurtulduğunuzu düşünmeyin, çünkü balıklar için zararlı eriyik kimyasal maddeler içerebilir. Herhangi bir kuşkunuz varsa bölgesel su şirketlerine başvurunuz. Eğer suyunuz güvenilir değilse başka kaynaklar araşıtırınız. Demineralize edilmiş su bu seçeneklerden biridir. Bu su bütün minerallerinden arındırılmıştır, bu yüzden tehlikeli olabilecek maddeler içermez. Demineralize su akvaryumculardan ya da eczanelerden temin edilebilir, ama akvaryum meraklıları için bunu çeşme suyundan elde etmek için gerekli araçları satın almak daha ucuza mal olabilir. Suyu demineralize etmek için iki tür yöntem vardır: Seçici iyon değişim reçinesi ve Ters osmoz.



Seçici iyon değişim reçinesi :

Değişim-reçinesi düzeneği Bunlar evlerde suyu arıtmak için kullanılır, ama bu yöntem su kimyasının değiştirilmesinde çok daha işlevsel bir kullanıma sahiptir. Süreç şöyle işler: Su, içindeki çok özel kimyasalları alması için oluşturulmuş kimi reçineleri içeren bir düzenekten geçer. Demineralize su elde etmek için hidrojen ve hidroksil iyonları (saf su içerikleri), bu sürecin farklı aşamalarında katılmalıdır. Bu tip düzenekleri kullanmak kolaydır; çeşmeye bağlayın ve üreticinin talimatlarına uyun.

Bu düzenekte kullanmak amacıyla birçok sentetik reçine üretilmiştir. Suyun yapısında balıklar için uygun olmayan kimyasal bir dengesizliğe yol açmadıkları için, akvaryum suyu hazırlarken piyasada bulunan karışık ortamlı reçineler çoğunlukla tercih edilir. Bunlar saf, demineralize su ve sabit pH oluştururlar, suyun asidite ve alkalinitesi nötr bir noktaya ulaşır (pH 7), çünkü pH'ı yükselten ya da düşüren mineraller sudan alınmıştır. Reçineler bittiğinde yeniden kullanılmayacakları için, daha yüksek hacimlerde su elde etmek akvaryumcuya çok pahalıya mal olabilir.

Değişim reçinesi düzeneklerinin dezavantajlarından en önemlisi suda istenen ve istenmeyen mineralleri birbirinden ayırmanın imkansız oluşudur. Bunun sonucunda demir gibi son derece yararlı eser elementler de sudan alınır. Bu sorunun üstesinden gelmek için işlenmiş suya, akvaryumunuza uygun eser element paketleri eklemelisiniz.

Ters - osmoz düzeneği :

Ters-osmoz düzeneği Değişim reçinesi düzeneğinin yetersiz kaldığı yerlerde ters-osmoz düzeneğine başvurulabilir. Bu sistemde su, mineral içeriğinin %95'ini tutan yarı geçirgen zarlar arasından geçer. Bu düzenekler çok pahalı değildir ve bazı modelleri günde 160 lt su üretebilir. Elde edilen suyun fazlasını cam veya polietilen gibi, suyla kimyasal tepkimeye girmeyecek malzemelerden yapılmış sabit kaplarda rahatlıkla muhafaza edebilirsiniz.

Deniz Suyunun Hazırlanması

Akvaryumda doğal acısı ya da deniz suyu kullanmak çekici gelebilir, ancak mutlaka alınması gereken bazı tedbirler vardır. Kanalizasyon atıkları ya da fabrika atık suları gibi kirlilik kaynaklarına yakın bölgelerden ve ya karadan sızan tatlı suların bulunduğu alanlardan su almaktan kesinlikle kaçınmalısınız. Acısu ya da deniz suyunu doğal olarak almaktansa, minerallerin yapay karışımlarını (deniztuzu) kullanmayı düşünebilirsiniz. Bu karışımların, deniz suyunda bulunanlara benzer şekillerde mineral konsantrasyonu oluşturmanızı sağlayan kullanma talimatları vardır. Balıkları akvaryuma koymadan ve tuzluluk ile iletkenliği kontrol etmeden önce suyu birkaç saat havalandırmalısınız.

Tuzluluğun ölçülmesi : Deniz suyundaki farklı minerallerin sayısı tatlı suyun içeriğinden çok daha yüksektir. Tatlı sudaki eriyik mineralleri ölçümü "sertlik" adını alırken, deniz suyundaki eriyik mineral ölçümü genellikle bölüm başına binde birlik bir sayıyla belirtilen " tuzluluk " adını alır. Tuzluluğu ölçmek çok kolaydır ve en çok başvurulan yöntem bir hidrometre kullanmaktır.

Su örneğinizin görece yoğunluk ya da özgül ağırlığını karşılaştıran hidrometreler tuzluluk ve bb (binde bir) olarak ölçülendirilmiş şekillerde bulunabilir. Tuzluluğu ölçen bir gösterge olarak hidrometrenin kesinliği doğrudan suyun sıcaklığıyla ilgilidir., ama sabit sıcaklıktaki bir akvaryum için tuzluluk ölçümleri ancak göreceli bir kesinlik taşır. Hidrometre genellikle hemen her tür deniz suyu akvaryumu için yeterince kesin ölçümler verse de, suyun tuzluluk dengesinin çok önemli olduğu hassas kaya sistemlerinde kullanılmaz. Başarılı mercan kayalık sistemlerinin birçoğunda sudaki tuzluluk oranı su iletkenliğinin ölçülmesiyle gözlenir.

İletkenliğin ölçülmesi : Sudaki mineral seviyesi hakkında bilgi edinmek için bir iletkenmetre de kullanılabilir. İletkenlik aslında, sudaki mineral konsantrasyonuna dayanan, suyun elektrik akımı iletebilme yetkisinin ölçümüdür. İletkenmetrede değerler mikroSiemens olarak verilir. Bu sistemin yararları kesinlik ve hızdır.

İletkenmetre, bir hidrometrede görülemeyecek kadar küçük değişiklikleri göstermesi açısından son derece önemlidir, bu yüzden de çok hassas bir dengenin gerektiği mercan kayalık akvaryumu gibi akvaryumlarda kullanılması her zaman için olumlu sonuçlar verir.

Devamı: http://www.akvaryumsatis.com/akvaryum_bakimi.html

23/01/2015

Arkeolojik kazıntılar bize balıkların, ırmak ve göl kenarında yaşayan insanlarla deniz kıyısında yerleşmiş kabileler için prehistorik zamandan beri önemli bir besin kaynağı olduğunu göstermektedir. Sığ-yüzücü balıklar kaba mızrak ve sopalarla, derin-yüzücü balıklar ise ağlarla avlanmaktaydı. Eski Mısır'la birlikte balıkların yanlızca besin kaynağı olarak değil, akvaryumcular açısından için önemli olan süslü özellikleri için de yetiştirildiklerini görüyoruz.

Mısırlılar besin kaynağı olarak tilapia türlerini, güzellikleri için ise kutsal olduğuna inandıkları mormyrid'leri besliyorlardı.

Avrupa'nın japon balıklarıyla tanışması nedense biraz gecikmiş ve bu balıklar İngiltereye ancak 17. yüzyılda, 1691 civarında gelmiştir. İzleyen yüzyıllar içinde ise süs olarak kullanılan gölcük ve göllere yayılmıştır. Birleşik Devletlere ise 1859 tarihli 'Suyun Altındaki Yaşam' adlı kitabından kısa bir süre önce ulaştığı sanılmaktadır.

Bu arada, 19 yüzyılın ortalarından itibaren balık beslemek ve dolayısıyla akvaryumculuk Avrupa'da ciddi bir uğraş halini almaya başlamıştır. 1853'te Londra Zooloji derneği, içinde su bitkileri ve balıklar bulunan 'Dengeli Akvaryum' kavramını yaratmak için uğraşan Philips Gosse'nin desteği ile bir gösteri akvaryumu kurmuş ve bunu, 1859 Paris ve 1864 Hamburg'da açılan başka akvaryumlar izlemiştir. Bu tarihten hemen sonra Alman akvaryum meraklıları, süs balıkları üretmeye başlamış ve Birleşik Devletlere yönelik olarak bugünde süren ticari bir faaliyetin ilk adımlarını atmıştır.

Gosse'nin dengeli akvaryum kavramı, bugün bilinen anlamdaki balık besleme anlayışının gelişmesini büyük ölçüde etkilemiştir. İlk akvaryum örneklerinin pek çoğunda çevredeki ırmak ve kaya göletlerinden yakalanan balıklar ağırlanmaktaydı. Bunlar tek bir yaşam ortamına ait ya da biotop - tek bir yaşam ortamına dayalı - ılıman akvaryumlardı. Hava aktarımının gelişmesi ile dünyadaki egzotik balıkların tümünü besleme olanağı doğmuş ve böylece de karışık akvaryum kavramı gelişmiştir.

15/11/2014
Dip çekimi her zaman görüldüğü kadar kolay olmuyor :P
14/11/2014

Dip çekimi her zaman görüldüğü kadar kolay olmuyor :P

14/11/2014

Filtremi Nasıl Verimli Kullanırım?

Filtremi Nasıl Verimli Kullanırım? Akvaryumlarımızın olmazsa olmaz cihazlarıdır filtreler. Birkaç istisna dışında hemen her akvaryumda iç filtre, dış filtre veya sumpta kafa motoru olarak bulunurlar. Ortak yanları elektrik akımının oluşturduğu manyetik alan sayesinde çalışmalarıdır.. Pervanenin bulunduğu mıknatıs, bu manyetik alan sonucu milin etrafında dönerek aldığı manyetik gücü suyun hareketine verir.

Sisteme kuş bakışı bakarsak serüven prizden gelen elektrik enerjisi ile başlar. Bu elektrik akımı manyetik akıma dönüştürülür, manyetik akım mıknatısı, o da bağlı olduğu pervaneyi milin etrafında döndürür, pervane suyu itip kinetik enerji kazandırır, bu kinetik enerjinin bir kısmı potansiyel enerjiye dönüşür ve suyu akvaryum seviyesine kaldırır, bir kısmı hortumdaki sürtünme kuvveti yüzünden harcanır, kalan kısmı ise suda hareket yaratır.

Elektrik enerjisi kapalı kutu içinde manyetik enerjiye döner. Bunun benzerini hava motorlarında görebiliriz. Orada da elektrik enerjisi, manyetik enerjiye dönüştürülüp mıknatısı oynatarak hava p***alamasını sağlar. Burada mantık benzerdir ancak dizayn farkı vardır. Bu bölümde enerji kaybı olur, bu enerji ısı enerjisine dönüşür. İlk kullanımında, daha eskimeden bile özellikle Uzak Doğu markalarının çok elektrik harcamasının ve suyu ısıtmasının sebebi bu kısımdır. Bu durum kullanılan malzemenin ve tasarımın kalitesinden kaynaklanır, biz kullanıcıların kaliteli ürün almak dışında bu durum karşısında yapabileceği bir şey yoktur.

Manyetik enerji, mıknatısı ve bağlı olduğu pervaneyi mil etrafında döndürür. Burada kaybolan enerji; mil ile pervane-mıknatıs ikilisinin iç yüzeyinin sürtünmesinden meydana gelir, sistemin ses yapan kısmı burasıdır. Dönen mıknatıs-pervane ikilisi ne kadar çok mile sürtünürse o kadar ses ve ısı açığa çıkar, hatta zarar görmüş motorlarda dış yüzeye bile sürtünebilirler. İyi malzemelerin kalitesi burada bir kez daha açığa çıkar. Örneğin Aqua Medic’in Ocean Runner modelinde, mil çok kalitelidir ve üzerindeki özel bir yağ ile çok düşük sürtünme yapmaktadır. Kötü malzemelerde ise hem sürtünme çoktur, hem de bu sürtünme yüzünden ses açığa çıkar ve malzeme aşınır. Malzemenin aşınması büyük bir problemdir. Çoğunlukla iç filtreler bu yüzden bir anda durur ve balıklarınız ölür. Fişi çıkarır takarsınız, veya mili biraz oynatırsanız ve filtre tekrar çalışmaya başlar, ancak emin olun bir daha duracaktır. Mil ve/veya mıknatıs-pervane ikilisi aşınınca dönme ekseni kaçar. Mıknatıs artık araba tekerleği gibi tek bir eksen etrafında değil, sirkte cambazların belinde döndürdüğü halkalar gibi oynayarak döner ve bir noktada aşırı sürtünmeye veya çarpmaya yenik düşüp durur. Eheim 2211’in milini kırdıktan sonra bir süre kulak çöpünü mil olarak kullandım. Kulak çöpü plastik, hem de kalitesiz bir plastik olduğu için daha çabuk aşınıyor ve belli bölgeleri inceliyor, daha sonra motor duruyor. Bende dış filtre 5 ay kulak çöpüyle çalıştı, durduğunda motorun yanması olasıdır, neyse ki ben şanslıydım ve yanma olmadı. Bu kısım da iyi verim elde etmek için iyi mil ve pervane kullanılmalı, ve bu malzemeler 2-3 ayda bir kontrol edilip, temizlenmelidir.

Pervanenin suyu ittiği kısımda sürtünmeden dolayı enerji kaybı olur, bu su ve pervanenin temasından kaynaklanır ve her şartta olacaktır. Pervanenin dizaynı sürtünmeyi biraz azaltabilir ancak ne yazık ki bizlerin bu kısma müdahale şansı pek yoktur.

Pervane suyu ittikten sonra suyun kinetik enerjisini ne kadar koruyabilirsek filtreden o kadar verim alabiliriz. Bu enerjiyi azaltan etkenler hortum ve akvaryum ile filtrenin arasındaki mesafedir. İç filtreler akvaryum içinde oldukları için aynı değerlerdeki motorlarda en fazla su akıntısını onlar yakalar. Sumptaki kafa motorlarında ve dış filtrelerde ise yükseklik arttıkça ciddi bir akım azalışı görülür. Bunu hortumu yukarıya kaldırarak deneyebilirsiniz, su akışı azalacak, bir mesafeden sonra su akışı duracaktır. Bu yüzden dış filtreyi akvaryum seviyesine olabildiğince yakın yapmalı, ancak motor su seviyesinin üzerine çıkarılmamalıdır.

Hortumlar olabildiğince kısa tutulmalı ve çapı yeterli genişlikte olmalıdır. Aynı yüksekliğe dolanarak S biçiminde çıkan hortum ile doğrudan çıkan hortum arasında fark vardır. Hortum çok uzunsa kesmeniz fayda sağlayacaktır. Kesmeden önce, akvaryumun yerini veya masasını değiştirdiğinizde hortumun yetmeme ihtimalini de düşünmelisiniz. Hortumun boyu dışında hortum çıkışına takılan dağıtıcılar da verimi, doğal olarak da debiyi düşürür. Suyun akışına ters yönde etki eden tüm kuvvetler debiyi düşürür. Suyu alıp 6-8 noktadan suya tazikle veren dağıtıcılar da serbest değil basınçlı dağıtım yaptığından debiyi düşürür.

Filtrelerin üzerinde yazan debi miktarı maksimum debidir, ve bu debi normal şartlarda elde edilemez. Örneğin dış filtrede bu değere ancak dış filtreyi akvaryum içinde çalıştırarak yaklaşabilirsiniz, ancak ne kadar yaklaşırsanız yaklaşın tam olarak o değere ulaşamazsınız. Gerçek debinizi öğrenmek istiyorsanız dış filtrenizin çıkışını çıkış yüksekliğini değiştirmeden ve kronometre tutarak tam bir dakika boyunca bir kaba doldurun, bu kapta kaç litre su olduğunu bulun, çıkan litreyi 60 ile çarpın. Elde edeceğiniz sayı filtrenizin sizin şartlarınızda bir saatte çevirdiği su miktarıdır. Bu miktar verim kayıplarından dolayı ne yazık ki üzerinde yazan maksimum değerinden oldukça aşağıda olacaktır.

Motor alırken verdiği debiye bakıldığı kadar harcadığı enerjiye de bakılmalıdır. Örneğin 200 watt harcayan bir su p***ası aldığı enerjinin tamamını ısıya verir. Yani elinizde kaç wattlık bir su p***ası varsa o kadarlık bir ısıtıcının devamlı çalıştığını düşünebilirsiniz. Bu yaz aylarında akvaryumun ısınması açısından ve her daim elektrik faturası açısından dezavantajdır. 200 watt'ın tamamının ısıya dönüşmesi ilk bakışta inandırıcı gelmeyebilir. Ancak sisteme termodinamiğinde yardımıyla genel olarak bakarsak bunu rahatlıkla görebiliriz. Verdiğimiz elektrik enerjisinin bir kısmı motorda direk olarak ısıya dönerken bir kısmı ise suya kinetik enerji kazandırıyor. Eğer sistemimiz kapalı bir sistem olmasa da örneğin denizden deniz seviyesinin üstüne basan bir p***a olsa bir değişim söz konusu olur ve devamlı olarak suyu yukarıya taşıyıp potansiyel enerji kazandırırız. Ancak sistemimiz kapalı bir sistem ve toplam olarak bakıldığında ağırlık merkezinde hiçbir değişim yok, bu yüzden potansiyel enerji değişimi yok. İlk çalıştırmada akvaryum suyu belli bir hız kazanıyor ancak daha sonra bu hız değişmiyor, hız değişimi yok. Geriye ortaya çıkan ısı ve suyun iç enerjisinin değişimi kalıyor. Verilen 200 watt'ın tamamı buna yani suyu ısıtmaya yarıyor. Bu yüzden kaliteli mallardan kaçınmamalı, olabildiğince verimli motorlar almalıyız.

Akvaryumun dışında çalışan motorlarda aynı watt için elektrikten kayıpta bir fark olmasa da ısının bir kısmını çevreye vereceği için suda daha az ısınma olur.

Bu makale veya makalenin bir kısmı yazarın izni alınmadan akvaryum.com dışında hiçbir yerde yayınlanamaz.

Yazan: Refet Ali YALÇIN (ODTÜ Makine Müh. Bölümü)

13/11/2014
13/11/2014

Sağlıklı Balık Bakmanın 4 Temel Kuralı

Gerek bilgi kirliliğinin artmasıyla gerek de eski yazıların gözden kaybolmasıyla beraber temel noktaları dahi bilmeyen hobicilerin internet ortamında arttığını görüyorum. Haliyle temel bilgileri hakkıyla öğrenemeyen bir hobicinin de aklı daha çok karışıyor ve çözümü uç noktalarda arıyor. Halbuki zaten sıralayacağımız 4 noktayı hakkıyla çözdüğünüz zaman ortalama bir başarıyla kayıpsız balık bakabiliyorsunuz.
1- Yüzeydeki yağlanma

Birkaç sebebe bağlı olarak oluşabilir.

Parmağımızla dokunduğumuzda dağılan bir tabaka varsa bu mikroorganizma kolonilerini işaret eder. Geçici bir durumdur, sistemdeki bazı minerallerin(özellikle demir) olağandan fazla olması sebebiyle olabilir. Akıntı sağlanarak çözülecektir.

Parmağımızla dokunduktan sonra yine toplanıyorsa bu yüksek olasılıkla mumsu bir tabakadır. Yani döngü istediğimiz şekilde işlemiyordur. Yüksek ışık alan yeni tanklarda daha çok görülür. Çürükçül mikroorganizmalarımızın sisteme henüz yeteri kadar yerleşemediğinin bir göstergesidir. İstemediğimiz bir mikroorganizma kombinasyonu sisteme hakimdir. En basit çözüm yolu, tankı tamamen karartmak ve birkaç gün bolca su değişimi yapıp balıkları yemlememektir.

2- Yüzeyde kabarcıkların birikmesi

Bazı bileşikler sebebiyle suyun yüzey gerilimi yükselmiştir ve kabarcıklar tabiri caizse suya yapışıp kalmaktadır. Bu da istemediğimiz bir durumdur. Giderilmesinin yolu yine su değişimidir.

3- Koku

Sudaki koku doğru yorumlamasını bilen birisi için çok şey anlatır. İdeali suyun hiç kokmamasıdır. Sistem balık koktuğunda bunun normal bir şey olduğunu sanan ve kader olduğunu düşünen hobiciler var. Biraz balık kokuyor gibi söylemler suyun terazinin kötü kefesine kaydığının göstergesidir. Sistemde kirletici azot(özellikle amonyak) ve sülfür bileşikleri(özellikle hidrojen sülfür ve merkaptan) oluşmaya başlamıştır. Balıklar da esasında kokusuzdur. Denizden bir balık tuttuğunuzda en fazla deniz esintisi şeklinde kokabilir. Öldükten sonra dışarıda durdukça balık özellikle baştan başlamak suretiyle kokmaya başlar. Sistemin biyolojik çevirim gücünün yetersizliğine işaret eden bu koku oluşması durumunun sebepleri araştırılmalı ona göre çözüm üretilmelidir. Fazla balık, yetersiz hacim, aşırı yemleme vb. veya kişi tarafından şüphelenilmeyen başka durumlar söz konusu olabilir.

4- Berraklık

İdeal bir sistem cam gibi olmalıdır. Yan tarafından akvaryuma bakıldığında bile görüntü oldukça net olmalıdır. Diğer parametreler de iyiyse sistemin oldukça iyi çalıştığının göstergelerinden birisidir.

Tüm bu sorunların çözümü için ortak olarak uygulanabilecek birkaç detay vardır.

-Tankı tamamen karatmak: Bu durum çürükçül mikroorganizmaların sevdiği bir detaydır. Işıktan rahatsız oldukları için en iyi verimi karanlık ortamda sağlarlar.

- Bol su değişimi: Yeni başlayanların genellikle soğutulduğu bir konudur. Sistem kötü olsa bile nedense bazı kişiler kendilerine söylenilen su değişimi zamanının gelmesini beklerler. Oysa ki su değişimi sıklığı diye bir şey söz konusu değildir. Bunu siz belirlersiniz, sistemin ihtiyacı dahilinde her gün büyük yüzdelerde su değiştirilebilir. Yeter ki sıcaklığı eşitleyin ve yeterli süre(yaklaşık 1-2 saat misli misli yeter) suyu dinlendirin.

-Balıkları birkaç gün aç bırakmak: Birkaç günü bırakın birkaç haftalık açlıktan bile bir şey olmaz. Hobiciler genellikle bu konuda yersiz endişelere kapılmaktadır. Balıkları sistemi iyileştirmek için bir süreyle aç bırakmak her zaman iyi sonuç verir. Sisteme girdisi olan atıkları azaltmış olursunuz.

-Biyolojik filtrasyonu iyileştirmek: Bunun için yapılabilecek şeyleri aşağı yukarı tahmin ediyorsunuzdur. Ben öne çıkanları kabaca sıralayayım. Daha iyi bir filtrasyon için zeolit ve lav kırığından birisini veya her ikisini birden kullanmak oldukça faydalıdır. Eğer görüntüyü dert etmiyorsanız dip çekme şartınız da yok. Hatta dipte bıraktığınız dışkılar mikroorganizmaların çoğaldığı alanlar olacaktır. K*m kullanmak da yine mikroorganizmalar için yerleşeceği daha büyük ve verimli saha anlamına gelir. Unutulmamalıdır ki zemindeki tortuda kumdan daha fazla, kumda ise filtreden daha fazla mikroorganizma sayısı ve çeşitliliği vardır. Böylece daha çok sayıda ve çeşitte mikroorganizma kolonileriniz olacak. Sisteminiz daha iyi işleyecektir.

-Olabildiğince oksijen çözebilmek: Organik açıdan kirlenen sular yapısı gereği daha az oksijen çözerler. Aynı zamanda bazı aerobik zararlı gazlar üreten mikroorganizmalar oksijeni fazlasıyla tüketebilir. Bu yüzden eğer ihtiyaç varsa suyun daha çok hareketlenmesine katkıda bulunmalıyız.

Yana yakıla çare aradığınız beyaz benek, mantar vb. hastalıkların ana kaynağı bu bahsi geçen faktörlerdeki olumsuzluklardır. Bu saydığımız 4 unsuru hakkıyla yerine getirmenin yollarını aramalısınız. Ancak bunların ideal olmasıyla kabaca ideal bir sistemden bahsedebiliriz. Aksi takdirde hastalık ve keyifsizliklerle daha çok karşılaşırsınız.

(Alıntıdır. Kaynak: Akvaryum.com)

13/11/2014

1 Erkek 4 Dişi Yunus ve 5 Adet Cinsiyetleri Tam belirlenmeyen Frontozalarım :)

Address

Çorum Sokakları :)
Çorum
19100

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Çorumlu Akvaristler posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category